Günümüzde ilk buluşma kavramı, tanışma ve iletişim amacından giderek uzaklaşmakta; özellikle bazı kızların bitmek bilmeyen istek ve beklentileriyle tek taraflı bir yükleme alanına dönüşmektedir. Bu yazı tüm kızlar hakkında yapılmış bir genelleme değildir. Ancak ilk buluşmayı daha baştan yedirme, içirme, gezdirme ve maddi karşılık üzerine kuran bir anlayışa karşı açık bir itirazdır. Bu yaklaşım ne kültürümüzle, ne sağlıklı ilişki anlayışıyla, ne de ahlaki ve hukuki değerlerle bağdaşmaktadır.
İlk buluşmanın anlamı ve amacı
İlk buluşma, iki insanın birbirini tanıması için vardır. Ortak bir masa, pahalı bir yemek ya da maddi bir gösteri şart değildir. İletişim varsa, anlam vardır. Kahve de olur, yürüyüş de olur, hatta sadece sohbet de yeterlidir. Zorunlulukla başlayan bir tanışma, daha ilk adımda samimiyetini kaybeder. “Zorla güzellik olmaz” sözü, ilk buluşma anlayışını birebir açıklar.
Tanışmaya gelen kişi paylaşım niyeti taşır. Ancak daha baştan beklentiyle gelen kişi, tanışmaya değil almaya gelmiştir.
Yemeği şart koşan beklentinin sorgulanması
“Aç açına ilişki yürümez”, “kahve ucuz”, “erkek yemeğe çıkarmalı” gibi söylemler, masum bir tercih değil; karşı tarafa yüklenen tek taraflı bir sorumluluktur. Erkek, kızın babası değildir. Aç olan birey, öncelikle kendi ihtiyacını kendisi karşılamakla yükümlüdür. Türk örf ve adetlerinde ikram vardır; ancak ikram dayatılmaz, zorla alınmaz.
Benim bakış açımdan da bu konu nettir. Yemek yemeyi sevmeyen, yemek yerken konuşmayı tercih etmeyen, yemeğini adabıyla yiyen bir insanım. Bu bir eksiklik değil, kişisel tercihtir. Bir kızın kendi alışkanlıklarını mutlak doğru kabul edip, karşısındakini bu yüzden küçümsemesi saygısızlıktır. Aynı şeyleri sevmek zorunda değiliz; bu, ilişki kurmaya engel değildir.
İsteklerin genişlemesi ve alma düzeninin ortaya çıkışı
Yemek talebi çoğu zaman tek başına kalmaz. Ardından “beni gezdir”, “ilgimi çeken yerlere götür”, “programı sen yap” gibi beklentiler gelir. Üçüncü buluşmada “yüzük al ver” gibi söylemler ortaya atıldığında ise tablo netleşir. Burada karşılıklı bir tanışmadan değil, kademeli olarak genişleyen bir faydalanma düzeninden söz edilir.
Bu düzende kız sürekli isteyen, yönlendiren ve karşılığında somut bir paylaşım sunmayan konumdadır. Erkek ise zamanla ödeyen, planlayan ve taşıyan role itilir. Erkeğin de ihtiyaçları, sınırları ve tercihleri olduğu tamamen görmezden gelinir. Bu yaklaşım “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” anlayışının tam tersidir.
Kültür, gelenek ve ilişki dengesi
Türk kültüründe erkek çoğu zaman koruyucu ve sorumluluk alan rolde, kız ise düzen kuran, destekleyen ve paylaşan rolde anılır. Ancak bu roller denge üzerine kuruludur. Bir tarafın sürekli vermesi, diğer tarafın sürekli alması ne gelenekle ne ahlakla bağdaşır. “El eli yıkar, el de yüzü” sözü bu dengeyi çok net anlatır.
Ev hanımı kültürü üzerinden bakıldığında dahi kadın sadece tüketen değil; üreten, katkı sağlayan ve karşılık veren bir figürdür. Hiçbir kültürel yapı, tek taraflı menfaat ilişkisini meşru kılmaz.
Hukuki açıdan kişiyi kullanma ve kandırma meselesi
Hukuk düzeni de bu noktada nettir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası eşitlik ilkesini esas alır. Türk Ceza Kanunu’nda dolandırıcılık (TCK 157–158); bir kişiyi aldatıcı davranışlarla maddi menfaat sağlamayı suç olarak tanımlar. Elbette her başarısız ilişki suç değildir. Ancak baştan itibaren niyetin tanışmak değil, karşı tarafın maddi imkânlarından faydalanmak olduğu durumlarda mesele yalnızca ahlaki değil, hukuki bir boyut da kazanır.
Cinsiyet üzerinden çıkar sağlamak, modern hukukta da toplumsal vicdanda da kabul görmez.
Faydalanıp ardından erkekleri aşağılayan yaklaşımın çelişkisi
Asıl sorun şurada başlar: Bazı kızlar, erkeklerin kendileri için yaptığı harcamalardan, zaman ayırmasından ve ilgisinden bilinçli şekilde faydalanır. Bu faydalanma süreci sona erdiğinde ya da beklentiler karşılanmadığında ise aynı erkekler hakkında “erkekler böyledir” şeklinde genellemeler yaparak aşağılayıcı söylemlerde bulunurlar. Burada erkeğin değil, bu tutumu sergileyenin tutarsızlığı vardır.
Bu yaklaşım ne adildir ne de dürüsttür. “Hem ayranım dökülmesin hem yoğurdum ekşimesin” anlayışının birebir karşılığıdır. Kendi çıkarı için faydalandığı kişiyi sonrasında küçümsemek, ilişki problemi değil, doğrudan karakter sorunudur.
Baştan görünen davranışın geleceği belirlemesi
Hayatta bazı davranışlar vardır ki, ileride olacakların habercisidir. Balık baştan kokar. İlk buluşmada paylaşım yoksa, ileride de olmaz. Baştan denge yoksa, sonradan kurulmaz. İlk adımda sürekli isteyen, yükleyen ve karşılığında hiçbir şey sunmayan biriyle kurulacak bağ, sağlıklı bir ilişki değil; uzayan bir zarar sürecidir.
Erkeklerin dikkat etmesi gereken noktalar ve ileride doğabilecek sorunlar
Bu tür bozuk ilişki dinamikleri zamanla daha ciddi sonuçlara yol açar. Maddi sömürü, psikolojik baskı, değersizleştirme ve özgüven kaybı bu sürecin doğal devamıdır. Erkeklerin burada yapması gereken; baştan sınır koymak, kendi değerini bilmek ve tek taraflı beklentilere net bir şekilde hayır diyebilmektir. Uzak durmak sertlik değil, öngörüdür.
Tanışma adı altında başlayıp paylaşım içermeyen ilişkiler, ileride hem bireysel hem toplumsal bozulmalara yol açar. Bu nedenle erkeklerin ilk buluşmada sergilenen davranışlara dikkat etmesi, ileride yaşanabilecek daha ciddi sorunların önüne geçmek açısından hayati önem taşır.
İlişki, karnı doyurarak değil; aklı, emeği ve saygıyı karşılıklı paylaşarak yürür
