Logo

Çevir

Yukarıdaki menüde bulunan Kurallar bölümünden site kullanımını öğrenebilir 📌 Canlı Yayınlara eşlik edebilir 🔴 Destek alanından maddi veya manevi katkı sağlayabilir ❤️ Doğrulanmış sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşabilir ✅ İsterseniz doğrudan benden bir şeyler isteyerek Soru Sor bölümünden konu ve fikir talep edebilir ❓ Yorum yaparak konular hakkında daha detay isteyebilir veya kendi bilginizi paylaşabilirsiniz 💬 E-posta ile birebir iletişim kurabilir 📧 Google Çeviri ile içerikleri tüm dillerde okuyabilirsiniz 🌐 Site sürekli güncellenmektedir ⚙️ Hatalar olabilir ⚠️ Gördüğünüz hataları iletirseniz gerekli düzenlemeler en kısa sürede yapılacaktır 🛠️

Elenen Erkekler, Kapalı Kalan Kızlar: Türkiye’de Cinsel Çıkmaz

Bozuk bir düzenin ürettiği tablo

Türkiye’de kız–erkek ilişkileri hiçbir zaman sakin, dengeli ve adil bir zeminde yürümedi. Burada yaşanan şey basit bir iletişim kazası ya da birkaç kişinin hatası değil. Yıllardır çalışan ve sonucu hiç değişmeyen bir düzen var. Bu düzen erkek tarafında öfke biriktiriyor, kız tarafında mesafe büyütüyor. Sonra ortaya çıkan tabloya bakıp herkes birbirini suçluyor. Erkekler kaba deniyor, kızlar soğuk deniyor, konu kapatılıyor. Kimse mutfağa girip tencerenin altındaki ateşe bakmıyor.

Erkekler için cinsel yoksunluğun gündelik karşılığı

Türkiye’de erkeklerin büyük bir kısmı için mesele flört etmek değil, oyuna bile alınmamak. Mesaj atarsın, görülür ama cevap gelmez. Bir ortamda konuşmak istersin, kısa kesilir. Bir süre sonra fark edersin ki reddedilmiyorsun; yok sayılıyorsun. Bu ikisi aynı şey değildir. Reddedilen insan üzülür, yok sayılan insan içten içe aşınır. Cinsellik yalnızca fiziksel bir ihtiyaç değildir. İnsan istenmek ister, beğenilmek ister, birinin gözünde değer olmak ister. Bu uzun süre olmazsa insanın içinde bir yer kurur. Susuz kalmış toprak gibi… Dışarıdan bakınca ayakta durur ama içine hiçbir şey kök salmaz.

Seçim değil, eleme düzeni

Toplumda sık duyulan “kızlar seçer” cümlesi gerçeği yumuşatmak için söylenir. Olan şey çoğu zaman seçim değil, toplu elemedir. On erkek gelir, sekizi daha baştan silinir. İkisi konuşur, biri gider, bazen diğeri de. Erkeklerin büyük bölümü hayatı boyunca bu döngünün dışına çıkamaz. Bazı kızlar daha da ileri gider; kimseyi almaz, aylarca, yıllarca kapalı kalır. Bu onların hakkıdır, buna kimse itiraz edemez. Ama erkek tarafında bunun karşılığı şudur: “Sen ihtimal bile değilsin.” İnsanı asıl zehirleyen şey kaybetmek değildir. Mücadele edip kaybetmek gururu yaralar, ama daha baştan silinmek insanın içini kemirir.

Erkek öfkesinin birikme biçimi

Sonra toplum dönüp sorar: “Erkekler neden bu kadar sinirli?” Bu soru, aç bıraktığın birine “neden halsizsin?” demek gibidir. Yıllarca kimse tarafından istenmemiş, tercih edilmemiş, dokunulmamış bir adam düşün. Akşam eve gider, telefonu sessizdir. Haftasonu gelir, plan yoktur. Hayatı boyunca “sen de değerlisin” cümlesini duymamıştır. Sonra bir gün biri çıkıp sorar: “Neden bu kadar gerginsin?” Bu öfke güzel bir şey değildir ama sebepsiz de değildir. Zincire vurulmuş bir hayvandan sakinlik beklemek ne kadar mantıksızsa, sürekli dışlanan bir insandan yumuşaklık beklemek de o kadar mantıksızdır. Toplum erkeklere hep güçlü olmayı, susmayı, katlanmayı öğretir ama o gücün nerede tükendiğini hiç sormaz.

Para ve statü filtresinin eklenmesi

Bu tabloya bir de para meselesi eklenir. Bir noktadan sonra birçok erkek şunu fark eder: Karakter konuşmaz, banka hesabı konuşur. Maaş düştükçe ilgi düşer, arabası olmayan silikleşir, evi olmayan ihtimal olmaktan çıkar. Bu, adama şunu öğretir: “Ben ben olduğum için değil, sahip olduklarım kadar varım.” Bu düşünce insanın içini sessizce çürütür. Cinsellik yakınlık olmaktan çıkar, vitrin meselesine döner. Etiketin yoksa rafta yerin de yoktur. Paranın sesi çoğu zaman insanın sesini bastırır.

Uzun açlığın algıyı bozması: insanlıktan nesneye kayış

Uzun süre aç kalan insanın gözü bozulur derler. Bu sadece mide için geçerli değildir. Duygusal ve cinsel açlık da bakışı bozar. Başta üzülürsün, sonra sinirlenirsin, en sonunda zihnin savunma moduna geçer. Bir noktada bazı erkekler karşısındaki kızı insan olarak değil, ihtiyacını giderecek bir nesne gibi algılamaya başlar. Açken vitrine bakar gibi… Yemek artık yemek değildir, sadece açlığı susturacak bir şeye dönüşür. Kız da zihinde yavaş yavaş oraya düşer. Kişilik silinir, hikâye silinir, geriye sadece beden kalır. Bu sağlıklı değildir ama tesadüf de değildir. Sürekli elenen, sürekli yok sayılan, sürekli “sen olmazsın” mesajı alan bir zihin kendini korumak için karşısındakini küçültür, insanlıktan çıkarır. Çünkü insan olarak görürse daha çok canı yanacaktır.

Para ve statü üzerinden kurulan ilişki dili bu algıyı daha da besler. Hizmet, karşılık, bedel gibi kelimeler insan ilişkisine ait değildir, ticarete aittir. Dil böyle olunca bakış da değişir. Bazılarının zihninde ilişki, menüye bakmak gibi bir şeye dönüşür. Sonra herkes şaşırır: “Erkekler neden bu kadar duyarsız?” Çünkü uzun süre aç kalan sadece sinirlenmez; bazen merhametini de kaybeder. Bu bir savunma değil, bir alarmdır.

Kapalı kalan kızlar ve biriken erkekler

Bir yanda tamamen içine kapanmış kızlar vardır, diğer yanda kalabalık ama dokunulamayan erkekler. Temas azalır, yabancılaşma artar. Herkes kendi köşesine çekilir, sonra oradan bağırır: “Kimse beni anlamıyor.” İki inatçı keçi gibi dar bir köprüde karşı karşıya gelmiş gibidirler. Kimse geri adım atmaz, sonunda ikisi de suya düşer. Sonra ıslak ıslak birbirine bakıp söylenirler.

Nüfus meselesi ve sistemin ikiyüzlülüğü

Aynı düzen cinselliği zorlaştırır, ilişkiyi lüks haline getirir, insanları birbirinden soğutur. Sonra birileri çıkar: “Nüfus azalıyor, herkes üç çocuk yapmalı.” Önce tarlayı tuzla, sonra mahsul bekle. Taşıma suyla değirmen dönmez. İnsanları yalnızlaştıran bir sistemle aile kurulmaz.

Çözüm: sistemi değiştirmeden sonuç değişmez

Çözüm “erkekler sakin olsun” demek değildir. Aç insana sabır tavsiye edilmez, yemek verilir. Birinci adım, kız–erkek ilişkisinin pazarlık masası olmaktan çıkarılmasıdır. İnsanlar banka hesabıyla değil, insan olarak muhatap alınmadıkça bu öfke bitmez. Para filtresi ne kadar kutsallaştırılırsa değersizlik duygusu da o kadar büyür. İkinci adım, kızların eleme gücünün toplumsal sonucunun konuşulmasıdır. Kimse zorla ilişki yaşasın demiyor ama sürekli dışlama üreten bir düzenin bedeli olduğu kabul edilmelidir. Üçüncü adım, erkeklere sadece “katlan” demekten vazgeçmektir. Bastırılan öfke yok olmaz, şekil değiştirir; ya şiddete döner ya da içten içe çürümeye.

Ve toplum şu ikiyüzlülüğü bırakmalıdır: Hem ilişkiyi zorlaştır, hem cinselliği kilitle, hem insanları yalnızlaştır, sonra dön “aile kurun” diye nutuk at. Bu, suyu kesip değirmenden un beklemektir. Gerçek çözüm, insanların tekrar insan gibi ilişki kurabildiği bir zemini oluşturmaktır. Ne vitrin, ne pazar, ne menü… Normal, kusurlu, parası sınırlı insanların da istenebildiği bir düzen. Aksi halde ne erkek öfkesi biter, ne kızların korkusu azalır, ne de bu toplumda sağlıklı bir yakınlık kalır.

Yorumlarınız bizim için değerli! Fikirlerinizi, sorularınızı ve görüşlerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Lütfen yorumunuzun konuyla ilgili olduğundan emin olun ve saygı çerçebesinde kalmaya özen gösterin. Argo, küfür veya topluluk kurallarını ihlal eden yorumlar kaldırılacaktır. Teşekkürler!
✻ ✻ ✻
Yükleniyor...
RBarut33 Asistan
Merhaba! 👋 En yeni oyun incelemeleri ve blog yazılarından ilk senin haberin olsun ister misin? E-posta adresini bırak, sana haber vereyim! 🚀