Logo

Çevir

Yukarıdaki menüde bulunan Kurallar bölümünden site kullanımını öğrenebilir 📌 Canlı Yayınlara eşlik edebilir 🔴 Destek alanından maddi veya manevi katkı sağlayabilir ❤️ Doğrulanmış sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşabilir ✅ İsterseniz doğrudan benden bir şeyler isteyerek Soru Sor bölümünden konu ve fikir talep edebilir ❓ Yorum yaparak konular hakkında daha detay isteyebilir veya kendi bilginizi paylaşabilirsiniz 💬 E-posta ile birebir iletişim kurabilir 📧 Google Çeviri ile içerikleri tüm dillerde okuyabilirsiniz 🌐 Site sürekli güncellenmektedir ⚙️ Hatalar olabilir ⚠️ Gördüğünüz hataları iletirseniz gerekli düzenlemeler en kısa sürede yapılacaktır 🛠️

“Filmlerden Öğreniyorlar” Yalanı: Suçu Sinemaya Atan Zihniyet

Sinemayı suçlamak kolay, düşünmek zor

“Filmlerden öğreniyorlar efendim” cümlesi her olaydan sonra ortaya atılan, düşünmenin zahmetinden kaçanların sığındığı bir hazır cevap haline geldi; su testisi su yolunda kırılır derler ama kimse suyun nereden aktığına bakmaz, testiyi yapanı suçlar. Sinema olanı çeker, yaşanmamış, karşılığı olmayan, hayatta izi bulunmayan bir şey durup dururken ne senaryoya girer ne perdeye düşer; ateş olmayan yerden duman çıkmazken, dumanı görüp ateşi inkâr etmek ancak akıl tutulmasıyla, sebep–sonuç ilişkisini kuramayan bozuk bir zihniyetle açıklanır. Mahallede kavga olur, biri çıkar “maç yüzünden” der; ev dağılır, “dizi bozdu” denir; hırsızlık olur, “film özentisi” denir. Deveye diken, insana bahane boldur; asıl meseleye bakmak yerine suçu en kolay hedefe atmak bu memlekette neredeyse bir refleks haline gelmiştir.

Film taklit dersi değil, insanlık kaydıdır

Oyuncular o sahnelerde şiddeti, kaybı, ihaneti, çaresizliği gerçekten yaşar; izleyen güler, üzülür, utanır, yani insan olur. Bu bir taklit dersi değil, insanlığın kayda geçirilmesidir. Nasıl ki bir doktor ameliyat videosu çekince kimse “millet hastalanmayı buradan öğrendi” demiyorsa, bir mahkeme kararı yazılınca kimse “insanlar suç işlemeyi buradan öğrendi” demiyorsa, sinema için de durum aynıdır. Gerçekte yaşanan bir olay tekrar edince dönüp “filmden oldu” demek, dereyi geçerken at değiştirmeye kalkmak gibidir; sebebi bırakıp sonucu suçlamaktır. Yangını çıkaran kibrit değil eldir ama faturayı kibrite kesmek, üzüm yemek yerine bağcıyı dövmek misali, mantıktan çok zihinsel bir sakatlığın, düşünce tembelliğinin göstergesidir.

Aynayı tutana kızmak

Cem Yılmaz da CMXXIV gösterisinin 56. dakikasında tam olarak bu yüzden duyduğu kırgınlığı ve üzüntüyü anlatır: “Biz insanlar duyguları anlasın diye oynuyoruz, gerçeği anlatıyoruz, sonra bizim filmler yüzünden oluyor diyorlar,” der. Yani aynayı tutana kızıp yüzündeki kiri silmek yerine aynayı kırmaya çalışan bir akıl bu. Terzi söküğünü dikemez misali, kendi kusurunu görmeyen göz suçu başkasının emeğinde arar. Sanki filmler çekilmese şiddet bitecek, hırs yok olacak, kötülük tarihe karışacak; deveye hendek atlatmak bundan kolay sanılır. Kurt kuzuyu yemeye niyetliyse “suyumu bulandırdın” der, mesele budur.

Sinema sebep değil sonuçtur

Oysa sinema sebep değil sonuçtur; hastalığı teşhis eden röntgen filmine kızmak ne kadar mantıklıysa, toplumu gösteren filme kızmak da o kadar mantıklıdır. Trafik kazasını haber yapan muhabiri suçlamakla, depremi yazan gazeteyi yer sarsıntısından sorumlu tutmak arasında hiçbir fark yoktur. Ama gerçek acıdır; insan acıdan kaçar, iğneyi kendine batıracağına çuvaldızı başkasına saplar, zihniyet bozukluğunu sorgulamak yerine suçu en yakındaki perdeye atar, sonra da “taşı attım kolum yorulmadı” rahatlığıyla meseleyi çözdüğünü sanır.

Çözüm: Perdeyi değil zihni düzeltmek

Çözüm sinemayı susturmakta, senaryoyu budamakta, oyuncuyu sansürlemekte değildir; sebep–sonuç ilişkisini kurabilen bir aklı yeniden inşa etmektedir. İnsanlara izlediklerini ezberlemeyi değil, yorumlamayı öğretmek gerekir; “gördüğünü yap” diyen bir zihinle değil, “gördüğünü düşün” diyebilen bir bilinçle yetişmek gerekir. Eğitim burada kilittir, aile burada kilittir, adalet duygusu, sosyal eşitlik ve umut duygusu burada kilittir. Çünkü boşluk büyüdükçe bahane çoğalır, cehalet derinleştikçe günah keçileri artar. Sinemayı hedef tahtasına koymak yerine çocuklara eleştirel düşünmeyi öğretmek, gençlere öfkeyle değil akılla hareket etmeyi göstermek, yetişkinlere de sorumluluktan kaçmanın erdem değil kaçakçılık olduğunu hatırlatmak gerekir. Kısacası yapılacak iş aynayı karartmak değil yüzü yıkamaktır; perdeyi yırtmak değil zihni onarmaktır. Çünkü toplum düzelmeden filmler düzelmez, filmler düzelmeden değil.

Yorumlarınız bizim için değerli! Fikirlerinizi, sorularınızı ve görüşlerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Lütfen yorumunuzun konuyla ilgili olduğundan emin olun ve saygı çerçebesinde kalmaya özen gösterin. Argo, küfür veya topluluk kurallarını ihlal eden yorumlar kaldırılacaktır. Teşekkürler!
✻ ✻ ✻
Yükleniyor...