Bu taslaklara bakıldığında aslında üç ana başlık öne çıkıyor.
1. Yasal Temsilci Zorunluluğu
Taslağın en temel maddesi, Steam, Discord, Roblox gibi yabancı merkezli platformların Türkiye’de resmî bir yasal temsilci bulundurmasını zorunlu kılması.
Devletin burada istediği şey net:
-
Türkiye’de muhatap olacak bir şirket,
-
Resmî bir ofis,
-
Hukuki ve idari olarak sorumlu bir kişi.
Bu sayede devlet, istediği zaman bu platformlara ulaşabilecek, talepte bulunabilecek ve gerektiğinde doğrudan yaptırım uygulayabilecek.
2. Vergi ve Ekonomik Denetim
Benim şahsi kanaatime göre meselenin kalbi tam olarak burada:
Devlet, para alamadığı tüm dijital platformlardan artık para almak istiyor.
Steam, Discord, Roblox gibi şirketler Türkiye’de milyonlarca kullanıcıdan gelir elde ediyor ama doğrudan Türkiye’ye ciddi bir vergi ödemiyor. Yeni yasa taslaklarıyla birlikte devlet, bu dijital pastadan pay almak istiyor.
Yani olay sadece “çocukları koruma” değil, aynı zamanda çok net bir şekilde:
“Türkiye’de kazanıyorsan, Türkiye’ye de ödeyeceksin.”
Bu noktadan sonra dijital dünya da klasik ticaret mantığına bağlanıyor:
Kurallara uy, vergini ver, temsilcini aç → devam et.
Uymazsan → kapatılır, yavaşlatılır, erişimin kesilir.
3. BTK’nın Geniş Yetkileri ve Dijital Ticaret Mantığı
Taslaklarla birlikte BTK’ya verilen yetkiler ciddi şekilde genişliyor.
BTK artık:
-
İstediği platformu yavaşlatabilecek,
-
İstediği oyunu erişime kapatabilecek,
-
İstediği içeriği kaldırabilecek.
Bu yapı bana klasik bir “denetim”den çok, devlet eliyle yürüyen bir dijital ticaret sistemi gibi geliyor.
Adeta şöyle bir model oluşuyor:
Parayı verirsen, kurallara uyarsan → sistemdesin.
Vermezsen → sistem dışısın.
Aile Bakanlığı Gerçekten Aileyle mi İlgileniyor?
İşin en ironik tarafı şu:
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, Türkiye’de gerçek hayatta çocukların sorunlarıyla uğraşmak yerine, bütün dünyayı Türkiye’ye kilitlemeye çalışan bir kurum gibi görünmesi.
Gerçek sorunlar ortada:
-
Eğitim sistemi,
-
Ekonomik zorluklar,
-
Aile içi iletişim problemleri,
-
Psikolojik destek eksikliği.
Ama bunlarla uğraşmak yerine çözüm şu gibi duruyor:
“Dijital dünyayı kapatalım, platformları engelleyelim.”
Bu yaklaşım, çocukları gerçek hayata hazırlamak yerine, gerçek dünyayı çocuklardan saklamaya çalışmak gibi. Daha steril, daha izole, toz pembe ama sahte bir dijital evren yaratma çabası.
BTK Yasaklasaydı Herkes Aynı Anda Düşerdi
Benim en net iddialarımdan biri şu:
Eğer bu platformlar doğrudan BTK tarafından merkezi şekilde yasaklanmış olsaydı, erişim Türkiye genelinde aynı anda, tüm internet sağlayıcılarda kesilirdi.
Ama yaşanan durum bu değil.
Bugün görüyoruz ki:
-
Türk Telekom’da kapalı olan site, Superonline’da açık olabiliyor.
-
Vodafone’da girilmeyen Discord, TürkNet’te çalışabiliyor.
-
Aynı gün içinde bir kullanıcı erişemezken, diğeri erişebiliyor.
Bu da gösteriyor ki ortada tek merkezli bir yasaktan çok, internet servis sağlayıcılarının parça parça uyguladığı kısıtlamalar var.
Yani sahada fiilen düğmeye basanlar:
Türk Telekom, Turkcell Superonline, Vodafone Net, TürkNet, Millenicom, KabloNet, Netspeed gibi firmalar.
BTK çerçeveyi çiziyor,
ama uygulamayı yapan firmalar oluyor.
İnternet Sağlayıcı Firmalar: Parayı Alıyorsan, Hizmeti Vermekle Yükümlüsün
Benim bu konudaki temel itirazım tam olarak burada başlıyor.
İnternet servis sağlayıcı firmalar bizden doğrudan ödeme alıyor. Yani ortada çok net bir ticari ilişki var:
Biz para ödüyoruz, karşılığında “dünyaya erişim” hizmeti satın alıyoruz.
Bu firmalarla:
-
Sözleşme imzalıyoruz,
-
Kimlik veriyoruz,
-
Aylık ücret ödüyoruz,
-
“Sınırsız internet” paketi satın alıyoruz.
Yani hukuken ve ticari olarak bu firmalar, hizmet sunmakla yükümlü taraf.
Ama pratikte ne oluyor?
Parasını ödediğimiz hizmeti tam olarak alamıyoruz.
Siteler kapalı, platformlar yavaş, uygulamalar erişime kapalı.
Burada çok net bir çelişki var:
Bir firma senden para alıyorsa, o hizmeti eksiksiz sunmak zorundadır.
Kullanıcıdan açık onay almadan, sözleşmede net şekilde belirtilmeden, “devletten talimat geldi” gerekçesiyle hizmeti kısıtlamak; hem ticari hem de tüketici hukuku açısından ciddi bir problem.
Çünkü biz bu firmalara:
“Filtreli internet istiyoruz” diye değil,
“Dünyaya sınırsız erişim istiyoruz” diye para ödüyoruz.
Ama sonuçta aldığımız şey:
Sınırsız internet değil, sınırlı ve kontrol edilmiş bir ağ.
Bence burada çok net bir ilke olmalı:
İnternet sağlayıcı firmalar, kullanıcıdan açık tüketici izni olmadan erişim kısıtlaması uygulamamalı.
Yani:
-
Hangi siteye erişimin kesileceği,
-
Hangi platformun yavaşlatılacağı,
-
Hangi içeriğin engelleneceği
kullanıcının bilgisi ve rızası dışında yapılamamalı.
Aksi hâlde ortaya şu tablo çıkıyor:
Firma parayı alıyor,
ama hizmeti eksik veriyor.
Kullanıcı ise hem ödüyor, hem de neye erişip neye erişemeyeceğine kendisi karar veremiyor.
Bu da şu anlama geliyor:
Bugün Türkiye’de birçok insan internete değil, “kısıtlı bir erişim iznine” para ödüyor.
Yasak Gibi Görünen Şey Aslında Büyük Bir Pazar Boşluğu
Bu sürecin hep karanlık tarafı konuşuluyor ama benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu:
Steam, Discord, Roblox gibi platformların zorlaşması, aynı zamanda devasa bir pazar boşluğu yaratıyor.
Türkiye’de milyonlarca insan:
-
Oyun oynuyor,
-
Sohbet ediyor,
-
Yayın yapıyor,
-
Dijital içerik üretiyor.
Ama bu ihtiyaçları karşılayan sistemlerin neredeyse tamamı yabancı.
Eğer bu boşluk doğru değerlendirilirse:
-
Yerli bir Steam benzeri oyun mağazası,
-
Discord’a alternatif Türk sohbet platformları,
-
Yerli oyun dağıtım sistemleri,
-
Türkiye merkezli dijital topluluk ağları
doğabilir.
Açıkçası yazılım bilgim ve sermayem olsa, tam da böyle bir dönemde bu alanlara yatırım yapardım.
Çünkü bugün yasak gibi görünen şey, girişimciler için büyük bir fırsat.
#OyunumaDokunma: Dijital Tepki ve Dayanışma
Bu yüzden sosyal medyada ortaya çıkan #OyunumaDokunma etiketi önemli.
Bu sadece “oyun oynayamıyoruz” tepkisi değil; aynı zamanda:
-
Dijital özgürlük,
-
İnternete erişim hakkı,
-
Özel hayatın korunması,
-
Dijital ekonomi talebi.
Twitter (X) hâlâ açıkken insanların düşüncelerini barışçıl şekilde paylaşması, kamuoyu oluşturması ve bu sürece itiraz etmesi en doğal haktır.
Sessiz kalırsak bizim yerimize başkaları karar verir.
Konuşursak en azından sözümüz olur.
Yasak Değil, Dijital Ekonominin Yeniden Paylaşımı
Ben bu süreci bir “ahlaki düzenleme”den çok, dijital ekonominin yeniden paylaşımı olarak görüyorum.
Devlet artık dijital dünyayı da klasik ticaret gibi yönetmek istiyor:
Kurallara uy → kal.
Para kazandır → yaşa.
Uyma → silin.
Ama unutulan bir şey var:
İnterneti kullanan biziz.
Parasını ödeyen biziz.
Dijital hayatı yaşayan biziz.
Ve parasını ödediğimiz bir dünyaya erişemiyorsak,
orada sorun yasakta değil, sistemin kendisindedir.
